avrupayakası- atv-dizi- Gülse Birsel

9/2/2006

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (47) | Yorum yaz! | Bağlantı

8/2/2006

Son Bölüm Özeti

Avrupa Yakası
Cem’in annesinin isteğiyle Sevgililer Günü Cem ve Aslı’nın anne babalarıyla kutlanır, ancak Tahsin bey’in İfo’ya hediye almadığı ortaya çıkınca kıyamet kopar ve Sütçüoğlu ailesi dağılma noktasına gelir! Cem’in Aslı’ya hediye ettiği kedi Volkan’ın başına bela olur! Normal üstü davranış ve sezgileri olan kedi adeta Volkan’a takmıştır. Volkan, Aslı’nın taptığı bu hayvandan kurtulmaya çalışırken işleri daha da karıştıracaktır! Selin ve Kubilay evlilik hazırlıklarını herkesten saklamaya çalışırlar...

Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (14) | Yorum yaz! | Bağlantı

5/2/2006

GÜLDÜREN YÜZLER:
GÜLSE BİRSEL;
“Renklerle barıştığım
bir dönemdeyim

Asıl işi yazmak. Yıllarca dergi çıkardı. Bir de kitabı var. Son zamanlarda yazdıklarını oynamaya başlayınca televizyon programı da oldu. Hem yazıyor, hem de anlatıyor. Üstelik kadın. Bütün bu kombinasyonlar bir araya gelince elbette o da profesyonel hayatını ünlü biri olarak devam ettiriyor. Gülse Birsel akıcı ve esprili üslubu, sevimli, hınzır hatta alaycı denebilecek tavırları ile bu sayının yüzümüzü güldürenler listesinde...

Yapım Didem Çoksayar. Fotoğraflar Özgür Ölçer.

Ev herkes için farklı bir anlam taşır. Sizin için ne ifade ediyor?
- Gülse Birsel: Galiba ev benim için gevşeme demek. Onun için evin rahat olması önemli. Normalde evde çok vakit geçiren biri değilim, hasta olduğumda bile birkaç gün üst üste evde otursam sıkılırım. Ama evin başka fonksiyonları da var benim için. Örneğin, son bir-iki yıldır yazı yazmaya yüklenmem ile birlikte evim çalışma mekânım oldu. "G.A.G." metinlerini, gazete yazılarını evden yazmaya başladım. Bu nedenle, çalışma odasını evden ayrı, çok fazla kahve içilen, çok fazla volta atılan, çok fazla gergin olunabilen ve çok yoğun çalışılan özerk bir bölge olarak görüyorum. Oranın kapısını kapattığım zaman, soru sormak için bile giren biri benden çok ters cevaplar alabiliyor. Ama evin diğer bölümleri gevşeme mekânları. Mesela salon... Burada dünya ile bağlantımızı kuruyoruz. Uydu sistemi, televizyon, DVD, sinema perdesi hep burada... Terasta şezlonga yatıp müzik dinliyorum. Orası ayrı bir gevşeme yeri. Yatak odasında da çok vakit geçiririm. Sadece uyumak için değil, kitap okumak ve tv seyretmek için de! Kapıdan içeri girdiğim zaman kontağı kapatıyorum.

Peki çalışma odasında ne kadar vakit geçiriyorsunuz?
-
Girdiğim zaman 2-3 saatten önce çıkmam. Ancak kahve, su ya da yiyecek bir şeyler almak için saat başı mutfağa gidip gelirim. O zaman da zaten burnumun ucunu bile görmem. Koridorda bir arkadaşıma falan rastlasam tanımayabilirim. Yani mesela eve hırsız girse "merhaba" deyip geçebilirim. O durumda oluyorum.


Kimi insan masa başına zor oturup konsantre olur.
-
Bana kalsa ben hiç çalışmam. Dünyanın en tembel insanıyım ama yazıyı yazdıktan sonraki ödüller hoşuma gidiyor. Özellikle de manevi ödüller. Onları önüme havuç gibi koyup ancak öyle oturuyorum. Genelde yumurta kapıya dayandığı zaman bitiririm işleri.

Bu dergicilikten kalma bir alışkanlık, bir yaşam biçimi olsa gerek...
-
Olabilir. Ya da o yüzden dergici oldum, bilmiyorum. Mesela "G.A.G."ın çekimlerinde, hep bir gece önce akşam 8-9 gibi otururum gece 2’de falan bitiririm metinleri. Ertesi sabah çekime girerim.

G.A.G.’la birlikte Türkiye mizah yazan ve yazdığını anlatıp oynayan Gülse Birsel’i tanıdı. Sanırım teksiniz.
-
Mizah yazan kadın var aslında. Oynayan, anlatan kadın da var. Garip bir şekilde ikisini birlikte yapan yokmuş meğer. Aslında kendi yazdığım bir şeyi çıkıp anlatmam daha kolay. Kendim için yazıyorum, kendim yapabileceğim şeyi yazıyorum. Yapabileceğim şiveyi, taklidi koyuyorum. İnanmadığın bir espriyi sahnede veya kamera önünde satamazsın.

Sizi Cem Yılmaz’ın dişi versiyonu olarak yorumlayanlar var.
-
Olabilir. Bunlar gözlemsel şeyler. Onu için "bir tür Cem Yılmaz" diyorlar. Geçen gün sokakta biri, "Sizin için Cem Yılmaz’ın dişisi diyorlar. Bunda doğruluk payı var mı?", diye sordu. Ne diyebilirim ki: "Evet, ben dişisiyim. Beni sonradan yaptıkları için biraz daha fazla özendiler" mi? Gözlemsel komedi yaptığım için Cem Yılmaz’a benzitiyorlar. Hikaye anlatmıyorum, tespitleri sıralıyorum. Bir konuda köpürte köpürte ahkam kesmek gibi bir şey. Yoksa bir tane ortak esprimiz yok. Çok da farklı tarzlarımız var.

Artık siyah-beyaz evler gözüme eskisi kadar güzel görünmemeye başladı.”

Peki yazarken birdenbire arka arkaya mı akıyor, yoksa hani buraya neler koysam gibi kurgular yapıyor musunuz?
-
Galiba rahat çıkıyor. Ben hızlı yazarım. Aktüel’e ilk girdiğim zaman da "aa sen çok hızlı yazıyorsun" diyorlardı. O da vakit açısından iyi bir özellik. Çok zorlanmam. Zaten zorlansam bu işi yapamam. Bu kadar tembel bir insanın 60 program x 10 espri, 600 küçük hikaye anlatması çok zor olur. Zaten etrafta o kadar çok malzeme var ki.

Gazete yazılarına devam edecek misiniz?
-
Gazete yazıları çoğalıyor. Haftada 4 güne çıkıyor. Haftada 3 gün Günaydın’da yazacağım; pazar yazıları da devam edecek. Reklam yazılarını cuma gününe alıp biraz daha laubali hale getirmek, ne görmek istiyorsam onu yazmak istiyorum. Cuma günü ekonomi sayfası dışında bir yerde daha laubali bir sayfada, kendi köşemde yazarsam "delidir, ne yapsa yeridir" diyebilirler. Daha bağımsız olacağım. Tüm bu işler, hesapladığım zaman haftada 6 günümü dolduruyor. Bir de oyunculuk yapmak istiyordum fakat mümkün değil. Bu işler bitince inşallah! Keşke süper bir yazar bir şey yazsa ve beni istese oyuncu olarak. Ama öyle bir şey yok şu anda. Bu nedenle de kendi yazacağım projeyi en uygun buluyorum. O da vakit açısından şimdilik mümkün değil.

Renklerin hayatınızdaki yeri nedir?
-
Benim çeşitli dönemlerim var. Mesela belli bir yaşa kadar evde de, kıyafetlerimde de hiç canlı renk sevmezdim. Siyah olsun, gri olsun, beyaz olsun. Ev zaten minimal olmalı ve çok modern olmalı, ahşap kullanılmamalı, hep metal ve cam olmalı derdim. İnsan yavaş yavaş etrafından da etkileniyor. Mesela Murat’ın bir sanat koleksiyonu var. O koleksiyon içimi ısıttı, 5-6 yıl önce Osmanlı sanatına ilgim başladı. Bunlar modern şeylerle de kullanılabiliyormuş meğerse. Şu anda evde renk seviyorum. Hatta olmasını tercih ediyorum. Artık siyah-beyaz evler gözüme o kadar iyi görünmemeye başladı. Son zamanlarda Osmanlı’nın aksesuarını, kumaşını sevmeye başladım.

Hayalinizdeki ev diye bir tanımlamanız var mı?
-
Hayallerin sınırı yok aslında. Şehirde oturmayı seviyorum. Bazı insanlar "bahçem olsun, havuzum olsun" ister. Olabilir tabii ama öyle takıntılarım yok. Apartman hayatını da çok seviyorum. Şehire yakın olayım, denizi göreyim, Nişantaşı gibi yaşamışlığı olan bir semtte oturayım... Büyük bir dairem olsun. Yüksek, özelliği olan. O benim hayal evime çok yakın. Benim lükslerim her yere ulaşabilmek ve vakitle ilgili şeyler. Siteleri pek sevmiyorum, pırıl pırıl sterilize apartmanlar sevmiyorum. Hayalimdeki ev şehir evi, şehrin bütün avantajlarından yararlanacaksın, dokusunu yaşayacaksın ama evin içi de rahat olacak!

Kategori: (Belirtilmemiş) | Bağlantı

5/2/2006

Kitaplarım

Yolculuk Nereye Hemşerim?


  Gülse Birsel
Epsilon Yayınevi;
Eylül 2005, 192 sayfa, Türkçe, K.Kapak.
 

 

Kitabımın kapağı için Ginger adlı aletin üzerinde fotoğraf çektirmemin iki sebebi var:

Birincisi, mizahi yönü. Bu aracı ve bu aracın üzerinde seyahat etme fikrini resim olarak eğlenceli buluyorum.

İkincisi daha önemli. Segway, veya halk arasındaki adıyla 'Ginger', beklenen konuda, yani taşımacılık sektöründe büyük bir patlama gerçekleştirememiş olduğu halde, politika alanında son yılların en hayırlı, en içimin yağlarını eriten eylemine imza atmıştır: George W. Bush tabir ettiğimiz, zeki, çok sevdiğim, güzel insan, şimdiye kadar kimsenin 'Hooop, yolculuk nereye hemşerim? ' şeklinde hesap sormaya cüret edemediği barış güvercini (!) A.B.D başkanını, milyonların gözü önünde, üzerinden atmak, düşürmek, yere sermek!

Ve Ginger, sadece bunun icin bile 'asrın icadı' payesini sonuna kadar hak etmektedir.

Bu kitabın politik yazılardan, siyasi mizahtan oluştuğunu sanmayın. Konu yine şehir hayatının cilveleri, hepimizin yaşadığı şeyler.

Ama üzerime düşeni yapıp, bir yerde üçüncü kitabımı, kendi tarzımla, iki tekerlekli, pille çalışan, maksimum 20 kilometre hıza çıkabilen nahif arkadaşım Ginger'a ithaf etmek istedim!

Bu da Bush'a kapak olsun!

Kategori: (Belirtilmemiş) | Bağlantı

5/2/2006

Kategori: (Belirtilmemiş) | Bağlantı

« Önceki ::